NOSTALJİ JARGONU/Taksim Gezi Parkı Üzerine

Adorno bu kitapta, aralarında Heidegger’in de bulunduğu Alman varoluşçularının başvurdukları dili, jargonu hedef alıyor. Bu jargonun onların düşüncesini nasıl bulandırdığına işaret ediyor. Bu jargonun sahicileştirmeye çalıştıkları anlam ve özgürlük iddialarını tam tersi tahrip ettiğini, onları içeriksizleştirdiğini iddia ediyor. Jargonu ülkemizin günümüz siyasi ve elit kesimlerindeki sirayetini ve Taksim Yayalaştırma projesini Adorno’nun fikirleriyle tartışmakta fayda var. Anlamların ve simgelerin gerçekliklerin ötesine geçtiği, anlamların nesnelerin katı biçimlerini aştığı, gösterinin toplumun en temel kaygısı olduğu günümüz toplumunda jargon da bu anlamlandırma dünyasının vazgeçilmez bir bileşeni olarak kendini göstermekte. Adorno’nun dediğini gibi ‘İnsanlar ceketlerinin iliğine, şu sıralar pek itibarı kalmamış parti rozetleri yerine jargonu takıverirler.’ Jargon, toplumun belli kesimleri için bir var olma biçimidir. Kültür endüstrisinin paydaşı olan bu kesimler için eylemlerini meşrulaştırmak için en etkili araçtır. ‘…hem yüksek kültürün paydaşı hem de kendilerine ait bir öze sahip bireyler olarak bu arayı jargon üzerinden kapamaya çalışırlar.’ Jargon, hayali olarak eğitimli ve duyarlı görünümlü modern bireyler imal eder. Girdiği bünyeyi bir özgürlük ve özgünlük görüntüsüne sokar. Kullanan kişiyi, içinde bulunduğu kesimin, desteklediği eylemlerin uzağına ve daha üst bir mertebesine taşır gibidir. ‘Jargonun basmakalıp lafları öznel heyecanlar temin eder. Kişinin o basmakalıp laflarla, aslında yapıyor olduğu şeyi yapmıyormuş, yani diğerleriyle birlikte melemiyormuş, bunu da şüphe götürmez biçimde özgür biri olmasına borçluymuş gibi görünmesini sağlar.’ Bu da günümüzde siyasetçilerin ve kültür endüstrisinin birer paydaşı olup, kültür, sanat ve sosyal sorumluluk ve gönüllülük projelerinden adları hiç eksilmeyen elit bir zümrenin tam da aradığı şeydir. Pozisyonlarının ve çıkar kaynaklarının üzerini entelektüel bir jargonla örterek toplum içinde topluma ahkam kesmek. Siyasiler ve elitler de bugünlerde, neyin üstünü örttüklerini kestirmenin çok da zor olmadığı bir nostalji jargonuyla karşımıza çıkıyorlar medyada. Kentsel planlama kararlarından tutun, medyaya, görsel-yazılı basınlara, gündelik hayattan, kullandığımız ürünlere kadar her şey bir nostalji ambalajında sunulmaktadır. Topyekun bir nostalji jargonuyla karşı karşıyayız aslında. Taksim Kışla Projesini de bu topyekun dil değişiminin içinde ele alıp bakmakta fayda var. Yeni üretilen yapıların dahi geçmişe özendiği, eski saraylar biçiminde otellerin, sitelerin türetildiği bir nostalji özlemi döneminde, kent için ikonik önemi olacak bir noktada da tarihin kopyasının diriltilmesi çabası daha anlaşılır olmaya başlıyor. Ürünler bile nostaljik ambalajlarında satılıyor. Sanatta muhafazakar sanat tartışmaları sürüyor, bir Osmanlı canlanması görülüyor. Medyada tarihi dizilerde patlamalar yaşanıyor. Tarihi karakterler hayatlarımızın içine giriyor. Hürrem takıları, Hürrem saç rengi moda oluyor. Sinpaş gibi büyük emlak firmaları konutlarını ‘saraylara laiksiniz’ sloganlarıyla pazarlıyor. Tabii mimari üsluplarını tahmin etmek de güç değil. Bu kültürde, sanatta, mimaride, içeriksiz bir biçimde yalnızca imajla ve üretilen yeni jargonla diriltilmeye çalışılan nostalji sevdası nedendir? Kent meydanı ile iktidarın ilişkisi bağlamında, bu nostalji jargonunun kentte bir iktidar olarak yapılandırılacak olmasının sebebi nedir? Taksim Meydanı’nda da bu içeriksiz nostalji hevesinin cisimleşmesini gün geçtikçe seyrediyor olacağız. Siyasiler aynı nostalji jargonuyla topluma, bu eylemlerini süsleyerek yutturuyor. Zaten kültür endüstrisi sayesinde toplum topyekun bir tarihselcilikle kuşatılmış durumdayken bu durumu kullanarak rantsal kaygılarını ve daha üstü örtük çıkarlarını gizlemeleri de zor olmuyor. Taksim Kışlası’nın çok önemli bir tarihi eser olduğunu söyleyen Başkan Topbaş, ‘Bu eserin yerine konulmasının takdir edilmesi lazım. Yerine konuluyorsa, “doğru bir şey yapılıyor” demek lazım.’ şeklinde ifadelerle, Adorno’nun bahsettiği gibi, yapıyor olduğu şeyi yapmıyormuş gibi görünüyor. Tek kaygısının tarihine sahip çıkmak gibi masumane bir istek olduğunu bilinçlere kazıyor. Bu kamusal alana ve toplumsal bilince uygulanan şiddet, yani nostalji jargonu, tarihselciliğe öykünme, altında daha neleri barındıyor? Bu cilalı jargonu hangi art niyetler besliyor. Bu nostalji ve tarihin imajının diriltilmesi, acaba kapitalin ve dinin çıkarlarının birleştiği muhafazakar adımları kentte ve toplumda atabilmenin önünü mü açacak? Muhafazakar bir toplumun inşası ile muhafazakar bir jargon türetilip elitler, siyasiler ve modern dindarlar bu sefer onun altında mı gizlenip ortak planlarını yürüyor olacaklar?

Reklamlar

One comment

  1. Geri bildirim: NOSTALJİ JARGONU/Taksim Gezi Parkı Üzerine | canbasar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: