Kirpi kılığında tilki işleri


Günümüz modernizmi ve Taksim platformu üzerine…

 

 

 

 

Bricolage nedir?

Kökeni Fransızca olan Bricoleur, elindekilerle anlık pratik çözümler üreten, ufak tamir işleri yapan kimseler için kullanılır. Günlük dilde fırsatları değerlendirmek anlamına da gelmektedir. Colin Rowe, Collage City adlı kitabında bricoleur ve collage kelimelerini birleştirip bricolage kavramını ortaya atmıştır. Claude Levi Strauss’un “Yaban Düşünce” adlı eserinde geçen bu terimi Tahsin Yücel “yaptakçı” olarak kullanmıştır. Burada asıl amaçlanan bricoleur yani yaptakçı yaptığı iş bricolage ile bir mühendisin yaptığı işi karşılaştırmaktır.

Bir mühendis ile “yaptakçının” arasındaki fark nedir?

Mühendisler metodoloji kullanırlar. İleriye dönük planlar yaparak bir bilim insanının yapması gerektiği gibi program oluşturur. Yaptakçı ise, mühendisin aksine elindekilerle çabuk çözüm üretmeye programlıdır. Yani günü kurtaracak çözümler üretir, geleceğe dönük planlı ve programlı davranmazlar. Buldukları çözüm sadece çok sınırlı bir alanı etkisi haline alır. Bugün için yarar sağlar ama gelecek adına hiçbir etkisi olmaz.

Colin ve Koetter, totaliter tasarım yapan modernist  tasarımcıları “yaptakçı” olarak görmektedir.  Buradaki eleştiri şehirler totaliter bir bakıs açısıyla tasarlanamadığı bunun problem çözmek yerine problem yarattığıdır.

Rowe ve Koetter  Collage City’de der ki, Le Corbusier  “Kirpi kılığında bir tilkidir”. The Hedhegog and the Fox, Isaiah Berlin, ünlü denemesi Kirpi ve Tilki’de, insanları tilkilerle kirpiler olarak ikiye ayırır.

“Tilkinin bir sürü numarası vardır ama kirpinin bir tek büyük numarası vardır.”

Tilki hızlıdır, güzeldir, parlaktır, beceriklidir. Yani kazanacağı kesin gibidir. Oysa kirpi neye benzediği belli olmayan, garip, çirkin bir yaratıktır. Bütün gün sallana sallana yemek arayıp yuvasını kollamaktan başka yapacak işi yoktur. Tilki, izlerin kesiştiği yerde sinsice bekler. Kendi işinden başka bir şeyle meşgul olmayan kirpi yolda görünür. “Tamam işte şimdi yakaladım seni” diye düşünür tilki. Hızla fırlar avına doğru. Tehlikeyi sezen küçük kirpi ona şöyle bakar ve “Hey Allahım hiç öğrenmeyecek mi bu hayvan!” der, sonra da kapanıp her tarafından sivri okların çıktığı küçük bir top haline gelir. Avına doğru hızla gelmekte olan tilki bunu görüp saldırısını erteler. Ormana doğru geri çekilirken bir sonraki saldırının planlarını kurmaya başlar bile. Tilki ile kirpi arasındaki bu oyun her gün tekrarlanır ve tilki çok daha zeki olsa da oyunu hep kirpi kazanır.

“İyiden Mükemmel Şirkete” kitabının yazarı Jim Collins: “Berlin, bu meseleden insanları ikiye ayıracak bir anlam çıkarır. Tilki aynı anda birçok şeyin peşindedir ve dünyayı tüm karmaşıklığı içinde algılar. Ona göre tilki, algılarını tek ve bütünlüklü bir vizyon geliştirecek şekilde birleştirilemediği için dağınıktır ve aynı anda birçok kademede harekete geçer. Oysa kirpi karmaşık bir dünyayı tek bir örgütleyici ilke, her şeye yön veren ve her şeyi birleştiren bir kavram etrafında ele alır. Dünya ne kadar karmaşık olursa olsun tüm tehditleri ve açmazları basit fikirlere yani kirpi fikrine dönüştür. Kirpi için kirpi fikriyle bağlantılı olmayan hiçbir şeyin anlamı yoktur” diyor.

 

“Kirpi aptal değildir” diyen Collins kitabın ilerleyen kısımlarında ekliyor: “Tam tersine derinlikli bir algılamanın, ancak basitlik sayesinde olabileceğini kavramıştır. E= mc2 kadar basit ne olabilir? id, ego ve süper ego şeklinde bölünmüş bir bilinçaltı kadar basit ne olabilir? Adam Smith’in ‘görünmez el’i ne kadar zarif olabilir? Kirpilerin, karmaşık şeyleri basite indirgemelerini sağlayarak onların altındaki kalıpları görmelerini sağlayan delici ve derin bir algılama biçimleri vardır. En temel şeyleri algılayıp diğer her şeyi boş verirler” .

 

Corbusier’in tilkiliği bir kenara milenyum sonrası ütopyanın yıkılışı, Corbusian şehirlerin hataları ve yanlışları ile beraber açtıkları yenidünyanın da ne kadar önemli olduğu unutulmamalıdır. Bilimsel şehir planlaması anlayışı ile her ne kadar insan ilişkileri ve tarihsel hatıraları silen bir model de olsa modernist şehirlerin optimist bir bakış açısıyla ortaya çıkmaya çalıştığı bir gerçektir. Bu noktada en büyük problem insan, sosyo-kültürel bir varlık olarak düşünülmemiş, aksine makine gibi her zaman her yerde aynı tepkileri verecek bir obje olarak düşünülmüştür.  70’li yıllardan bu yana değişen bir şey olmamış hatta bugün de aynı hataya düşülmüştür. Kojin Karatani’nin bahsettiği gibi modernizmin krizler haritasının 3. Dalgası içindeyiz. Kriz yine mevcut tek değişen şekli ve içeriği…

Karatani’nin bugün bahsettiği Metafor olarak Mimari dediğimiz yani “Gösterişli Mimarlık” her zaman gücün, iktidarın ve paranın ürünü olmuştur. Ego sadece yaratıcılıklarından dolayı mimarlarda değil, belki de çok daha fazlası ile mimarlara işveren idarecilerde, kurumlarda ve yöneticilerde. Ancak hem Parkinson hem de Sudjic’in de gösterdiği gibi iktidar sahipleri mimarlıkla ilgilenmeye başladıklarında zaten iktidarlar ulaşabilecekleri zirveye gelmiş oluyorlar çoğu kez. Belki de biraz içgüdü, biraz egolarının yönlendirmesi ile artık yavaş yavaş bu dünyadan, siyaset sahnesinde veya piyasadan çekilmeden önce her zaman konuşulacak, itibarlarını görünür ve sonsuz kılacak haşmetli yapılar yapma hevesine kapılıyorlar. Olan ise o dönemin yaşantısına, akışına, insanına oluyor. Bu işten tonla çıkar sağlayanlar da cabası.

O halde sorulması gereken soru: Taksim platformu bir tilki zihniyeti midir? Yoksa yeni bir modernist ütopya mıdır? veya 4.dalga bir kriz midir?

Yeni bir ego savaşı olduğu ve kente siyasi bir “müdahale” izi bırakma isteği çok açık ancak bütün bu olumsuzlukların akabinde benim için ne oldu diye düşünürken buluyorum kendimi. Bugüne kadar gitmediğim, varlığını dahi fark etmediğim bir yer.

Taksim Gezi Parkı.

Daha önce Taksim Gezi Parkı’nın farkında mıydık? Platform bizi parka mı çağırdı?

Kentin kaosu arasında, unutulmuşluğun köşesinde yaşam savaşı veren bir avuç yeşil alan… Yersiz yurtsuz kendine yabancılaşmış mücadele veriyor.  Ama tekrar hatırlatıyor bana kendini. Ondan uzaklaşmış olduğumu düşündürüyor. Heidegger için insanlardaki yersiz-yurtsuzluğun nedeni Varlık’tan uzaklaşmış olmaktır. Yersiz-yurtsuzlar evini yitirmiş olanlardır. Evsizlik, varlıklar(var-olanlar beings) tarafından Varlık’ın ( Being) terk edilmiş olmasıdır. Evsizlik Varlığın unutulmuşluğun belirtisidir. Çünkü burada Varlığın hakikati düşünülmez. O halde ben ve parkın varlığı birbirini destekliyor.

Taksim Gezi Parkı Taksim’in unuttuğu evi…Yok olmaması için elimden geleni yapmak ve unutmamak…

Bu sefer için geç kalınmış durumu olsa dahi hem Taksim için hem de bundan sonra gelebilecek her türlü ego savaşına karşın şimdiden hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: