İHTİYAÇLARI GEREĞİNDEN FAZLA KARŞILANAN ÖZNENİN SUSKUNLUĞU

”Kimlik kendi saçmalığıyla patetik bir hayaldir. Yapacak daha iyi bir şey olmayınca kendinizi kendiniz olarak hayal edersiniz. Bütün tekillikleri kaybettiğiniz zaman bu rüyayı görmeye başlarsınız.”

Baudrillard ve Milenyum, Baudrillard

Günümüzde tüketim önemli bir odak. Odağın çekim gücü ise fetişizmden güç buluyor. Şehirlerde, reklam panolarında, televizyonlarda ideal kabul edilen yüzler ve vücutlar bize bakıyor. Bedenle kurulan ilişkide korkular egemen, anti-aging, liposuction, estetik operasyonlar… Peki bu etkilerle dönüştürülen yüzler sahici mi?  Dönüştürülen beden kimlikten bir kopuş mu? Bu bir aynılaşma mı? Kimliksizleştirme mi? Aura kaybı mı? Yine Baudrillard’a kulak verecek olursak:

 

”Arzu, beden ve seksin İlerleme, Aydınlanma, Devrim ve mutluluk gibi birer ütopya olduğu anlaşılacaktır. Zaten artık kanserden korktuğumuz için güneşten sakınmaya bile başladık (belki de bir gözümüz bedenlerin yeniden canlanmasına çevrildi), tehlikeli olduğu için seksten vazgeçtik, kendimizi herkesin içinde giderek daha az ifade etmeye başladık ve sigarayı, içkiyi,cinsel ilişkiyi bıraktık. Yeni Siyasal Ekoloji yükselişte. Kişisel denkleminize dikkat edin! Aklınızı türümüzün hayatta kalmasına çevirin ve mümkün olduğunca az eğlenin!”

Baudrillard

Yukarıdaki paragrafı özetleyecek olursak özne korkularla çevrili ve yapması gereken tek şey yaşamak için savaşmak. Buna bir çeşit kriz anı diyebiliriz. Ancak muhalif olmayan bir toplum var, özneleri suskun. Baudrillard’ın simülasyon çağına verdiği tepki ile iki Dünya Savaşı görmüş Adorno’nun tepkileri birbirlerine paralel olabilir. Adorno krizlere şahit olmuştu. Hatta ona göre“Auschwitz’den sonra bir daha asla şiir yazılamazdı!” Adorno’nun Eleştirel Felsefesi’nde temel rol oynayan Marx da bir krize şahit olmuştu. 19. yüzyılda şehirlerin popülasyonunun hızla arttığı, insanların ‘şehirlileşme şokunu’ yaşadığı aynı zamanda kapitalizmin cesurca teşhir ettiği bir dönemde, özne ile nesnenin ilk kopuş anı yaşandı. Özne kendi eliyle ürettiği nesneden uzaklaştı, ona ‘yabancılaştı’ ve nesne onun için bir ‘meta’ya dönüştü. Sistem boşluk yarattıkça onları doldurdu ve çok güzel işledi. Zaman Adorno’ya gelince artık tüketim bir endüstri olduğu gibi özneyi şekillendiren kültür de bir endüstri haline geldi ve böylece özne nesneleşti. Daha sonra zaten atom bombası patladı. Bu dünyadan olmyan güneş bile nesneleşti ve çoğaltıldı. Ancak Adorno’nu umudu vardı. O da :


‘İnsanlar ancak kendileri birer özne oldukları sürece şeyleştirmenin sınırını tayin edebilirler, bu yüzden kitle kültürü onlar üzerindeki kontrolünü sürekli olarak yeniden kurmak zorundadır: yinelemeye yönelik bu umutsuz çaba, bu yinelemenin boşuna olduğuna, her şeye rağmen, insanların kontrol edilemez olduğuna dair tek umut kırıntısıdır. ‘

Aydınlanmanın Diyalektiği, Adorno

[Deniz Önder_502111110]

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: