Kültür Endüstrisi

Frankfurt Okulu kurucularından Theodor Adorno, temel çabasını “tikel olana, içinde var olduğu genel olanda bir hareket alanı sağlamak ve genelin tikel üzerindeki hegomanyasını kırmak” olarak açıklar. Günümüz düzenini, mekanik üretim çağı olarak niteler ve bireyin özgünlüğünü, biricikliğini kaybettiğini düşünür. Her öznenin bir diğerinin aynısı haline geldiği, özne tükendiği bir “kültür endüstrisi” içinde olduğumuzu savunur. Kültür Endüstrisi, ”var olan kültürün oluşmasında kitlelerin sanılandan daha az katkısının olduğu ve kültürün, bütünün parçalarını kendi içinde bulunmaya, ama bütünün şartlarıyla ikna aracı oluşu gerçeğidir.” Kültür Endüstrisi gerçek bir kültür değil, sözde bir kültür üretmektedir.  Kültürün endüstrileşmesi, bu toplum içinde yer alan bireyin de bir endüstri ürünü gibi görülmesine ve dolayısıyla insanın nesneleşmesine sebep olur. Adorno ve Horkheimer ‘a göre, bu düzen “bedenleri serbest bırakır, ancak ruhlara saldırır.” Düzen, bireyin nasıl düşüneceğine, nelerden zevk alacağına, neleri kullanacağına “ortak doğrular” doğrultusunda karar verir. Bu kararlara uymayanlar “yabancı” olur, kaybeder.

Adorno, kültür endüstrisinin kökeninde yatan kar amacının, her türlü değerin üstünde tutulduğunu ve yüceleştirildiğini savunur. ”Kültür endüstrisinde ilerleme olarak gösterilen sürekli yeni diye yüceltilen her şey, başsız sonsuz bir aynılığı gizlemektedir.” Kültür endüstrisinin  işleyişi, kar güdüsüne ne  kadar yakın ve içeriği insani olmaktan ne kadar uzaksa, düzen tarafından başarı olarak adlandırılır. Kültür endüstrisi, kendi gerçekliğini “iyi yaşam” gibi gösterip yerel değerlerden uzaklaşan bir düzen kurar. Bireyin bilinci ve değerleri bu düzenin yok olmaya başlar.

Bu bağlamda; kültür endüstrisinde benliğini kaybeden beden/insan/birey/kullanıcı, bu durumun yansımasını düzenin birçok aracında görebilir. Bunlardan biri olarak İkea,  farklı ülkelere, küreselleşmenin bir getirisi olarak aynı ürünleri satmaktadır ve aynı mağaza konsepti ve planlaması ile bireyin mekan duygusunu zayıflatmaktadır. Örneğin, İstanbul’daki iki mağazada kurulu olan aynı düzen, kapıya çıkana kadar size Ümraniye’de ya da Bayrampaşa’da olduğunuzu unutturabilir. Kültür endüstrisinin örneği olarak İkea’nın, hem kavramsal anlamda,-tüm ülkelere, farklı kültür ve yapıdaki toplumlara “standart” ürünleri satarak,- hem de mimari anlamda,- tüm mağazalarında aynı planlamayı uygulayarak- kullanıcıyı kültürel ve mekânsal açıdan kaybolma duygusuna sürüklediğini düşünmekteyim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: