REPLİKALAR VE GERÇEKLERİ

RidleyScott’unBladeRunner (1982) filminde gerçeklik ve replika (kopya) çelişkisi çok ince bir şekildeele alınmaktadır. Bu filmdeinsanların bir kopyası olarak üretilen ve uzak bir gezegene çalıştırılmak üzere gönderilen replikalar, gerçek bir insan gibi yaşamak içinisyan ederler.

1999 yılında çekilen Matrix’inde bir yönden konuyla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Filmde insanların yine çalıştırmak üzere ürettiği akıllı robotlar o kadar güçlenir ki, durumu tersine çevirip insanları köleleştirmeyi başarırlar. Bundan yaklaşık 65 yıl önce,‘TheWork of Art in the Age of Mechanical Reproduction’ metnini yazan Walter Benjamin de belkisanat eserlerinin orijinalliğini mekanik replikalarına karşı savunurken buna benzer bir distopyanın gerçekleşmesinden korkuyordu.

Benjamin’in iddiasına göre, çağdaş yaşam içerisinde reprodüksiyonlargerçeklerinin biricikliğini yenmektedir. Reprodüksiyonlar sayesinde,canlı kanlı olan gerçeklikiçeriğinden soyutlanmış bir sahteciliğe dönüşmekte ve böyleceinsanların doğalile olan temasıyitirilmektedir.

Adorno ise Aydınlanmanın Diyalektiği’nde, akıl yoluyla tümelin (genel) egemenliği altına giren ‘birey’in silinip gittiğini söylüyor. Adorno’ya göre ‘niteliksel olarak farklı olan, niceliksel özdeşlik içinde erimektedir’. Bu, Benjamin’in deyimiyle ‘biricik’ olanın,birbirinin aynı kopyalar arasında eriyişine benzemektedir.

Hakikaten, bugün bazı durumlarda bir eserin gerçeğinden önce replikasını görüyoruz. Sureti o kadar hızlı ki gerçeğin önüne geçiveriyor ve algımızı ele geçiriyor. Tv ekranları gibi gerçekle aramızda böyle duygusuz, mekanik bir perde var. Duvarımda GustavKlimt’in bir reprodüksiyonu asılı, soğuk soğuk bana bakıyor. Bu resimle gerçek bir iletişim kuramıyorum, sadece imgesi üzerinden zihnimde soyut bir anlayış yaratıyorum. Onun o arkasında hiçbir şey olmayan suskunluğu,içinde bulunduğum odayı ve yaşadığım anı adeta cansızlaştırıyor.

Magazinlerdeki artist imgelerinin, kendi gerçekliklerinin önünde geçmiş olması da buna benzer bir durum gibi. Gerçeklikleri ikinci elden, yani bu imgeler üzerinden deneyimlemeye çalışıyoruz. Belki kendimize bile aynada bir takım imgeler üzerinden bakıyoruz. BladeRunner’dakireplikakarakter Rachael’in o üzgün ve boş bakışları ne kadar dokunaklı ve anlamlı geliyor bu açıdan bakıldığında.Sanki bütün o mekanik kopyalığının arkasında elle tutulur, kendine ait, biricik bir değer (gerçeklik) olduğunu görmeye çalışıyor.

Kültür endüstrisinin ve kitle üretimininbizi getirdiği noktada, imgeler oradan oraya taşınıp yapıştırılırken, bizler dekopyalarının kopyaları arasında hazine arar gibi biriciği ve gerçek olanı bulmaya çalışmıyor muyuz?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: