Şiddet ve Mimarlık

Ignasi de Sola-Morales ‘in “Sömürgeleşirme, Şiddet, Direniş”  metni; mimarlığı, şiddetin kutsallaştırıldığı, sömürgeciliğin devam ettiği bir alan olarak açıklar. Bu fikri yorumlamadan önce, sömürgeleştirmenin günümüzdeki yerini düşünmek gerekir.

Sömürgeleştirme, kelime anlamı olarak “ bir bölgede askeri işgalin ardından, kendisine oraya sahip olma hakkı tanınan çiftçi” den yani colonus’dan gelir. Sömürgeci, toprak egemenliğinin yanı sıra toprağı işleme hakkını ve üretici kapasitesini himayesi altına alır; üstünlük sağladığı bir bölgedeki düzeni, ”üretici düzeneğe” çevirir. Bu eylemi meşrulaştırmak için ise, o bölgeye “kültür yetiştirmek” için geldiğini iddia eder. Sömürgeci, iktidarını sağlamlaştırmak ve denetimi sağlamak için hukuk, tıp, hapishane ve eğitim kurumlarını kurarak  kendi sistemi doğrultusunda gelişimi sağlamayı hedefler. Yapılar ve sınırlarla kendi egemenliğini “kapalı mimari” ile çizer.

Eskisinden farklı olarak, günümüzde sömürge anlayışı bu kadar kesin ve net hatlara sahip değildir. Yeni sömürgecilik, kapatma yoluyla ve kesin sınırlarda değil, çok daha “soyut” şekilde, ekonomik ve mali egemenlik yoluyla, ülkelerarası para akışı ile sürmektedir. Somut ve katı sınırlarla bölgede iktidar sağlayan sömürgeci, bilgisayar ekranlarıyla uzaktan denetim yapan gizli iktidar hali almıştır.

René Girard “Şiddet ve Kutsal olan” adlı kitabında, ”kurucu etkinliklerin tümünde yapısal şiddet vardır” fikrini savunur ve evler, kentler, tapınaklar yapmak gibi “kutsal” nedenler için yeryüzündeki maddelere şiddet uygulayan, çevrenin ve doğanın davranışını değiştiren sömürgecinin; kutsallık teması ile uyguladığı şiddet kabul edilebilir, yüce bir simge olarak gösterdiğini belirtir. Bu bağlamda mimari eylem, öncesinde yıkmayı barındırdığı için bir şiddet eylemi olarak algılanabilir. Doğaya veya daha önce bir yerde bulunan mevcut yapıya uygulanan “şiddet” ,kutsal olanın inşa edildiği iddiasıyla meşrulaştırılmaktadır. Bu tezin, günümüzde de açık örneklerini görmek mümkündür.

Özellikle “iktidarın, kendi alanını şiddetle tanımladığı” durumlar söz konusudur. Örneğin, kentsel dönüşüm projesi adı altında bölgeye ve bölge sakinlerine uygulanan yöntem, şiddet değil midir? Yeni ve doğru olanı yapmak gibi “kutsal” bir amaç ile öne sürülen proje, bu amaç doğrultusunda yürütülen her yöntemi kabul edilebilir göstermektedir. Ayrıca “Yeni Taksim Meydanı Projesi” de modernleştirme iddiasıyla, toplumsal belleği, bölgenin yerleşik sirkülasyonunu ve karakterini bozarak; yayaların yürüyüşünü didaktik bir şekilde yeraltı ve yerüstü çıkışlarıyla sağlamaktadır. Peki ya sembolik ve mimari değeri çok yüksek olan, Modern Türk Mimarisi ilk eserlerinden biri olan AKM’yi yıkıp yerine “daha iyisini yapma” fikriyle ortaya çıkarılan proje ve projeye yapılan itirazlar sonucu başlayan süreçte AKM’nin yıllardır atıl kalması; sanatçılara, kullanıcılara, toplumsal belleğe uygulanan bir şiddet değil midir?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: