DİRENİŞ MİMARLIĞI / DİRENİŞ MİMARLIĞI MÜMKÜN MÜDÜR?

Zeynep Melike Atay

Sömürgecinin sömürdüğü mekana kendini ait hissetme gereksiniminden ortaya çıkan mimarlık bir şiddet mimarlığıdır. Mimarlık yapma eylemi içerisinde; yapı yapma eylemi aynı anda yapı yıkma eylemini gerektirmektedir. Belli bir şeyler inşa edilirken mimarlık yapısı uğruna gözden çıkarılanlar ise yok edilecektir. Bu durumda yadsınacak bir şey yoktur, yıkma eyleminin ne denli ve ne uğruna yapıldığı önemlidir.

Günümüz mimarlığı yeni sömürge düzenine hizmet etmektedir.  Kapitalist toplumun dayattığı yaşam tarzına mimarlık da bir karşı duruş sergileyememekte ona ayakta uydurma durumunda kalmaktadır.

Sömürgeci egemenliğini şiddet yoluyla zorla kabul ettirir. Sömürdüğü toprakların tüm verilerini kendine yararlı girdi olarak kullanır, değiştirir, dönüştürür. Bunu yaparken amacı var olan nimetleri kendi lehine kullanıp sanki kendisininmiş gibi kendine dahil etmektir. Var olan kültürü yok sayıp kendi kültürünü empoze etmektedir. Bundaki amacı ise sömürüleni içselleştirmek ve kendini sömürdüğü toprağa ait hissetmek veya aitMİŞ gibi yapmaktır. Sola Morales’ in Sömürgeleştirme, Şiddet, Direniş makalesinde belirttiği gibi sömürge artık değişmektedir, misyon olarak aynı olsa da uygulanış biçimi artık değişmiştir. Erken kapitalizmin geçmişe ait sömürgeciliği yerini şefaflık vve soyutlama yoluyla kolayca fark edilmeyen, kurnazca yayılmış bir denetime bırakmıştır. Eski sömürgenin gerektirdiği kapalı ve sınırları belirli bir mimarlıkken yeni sömürgede denetimler artık geçirimsiz duvarlar yoluyla yapılmıyor, daha çok enformasyon ve arzunun istenildiği gibi yöneltilip kullanılmasıyla oluşturan mimarlık ile kendini sunuyor.

Günümüz mimarlığı kapitalist düzene bir nevi boyun eğmiş durumdadır.  Bu boyun eğme mimarlığının içerisine şiddet sinsice yerleştirilmiştir. Bu şiddet, iktidarın ve kapitalist düzenin dikte ettiği şiddettir.. Bu durum yeni sömürgeciliğin şiddet ayağını oluşturmaktadır. Karşı koyma ise ancak şuç işleme ile mümkün olabilecektir. Sola Morales Çağımız mimarlığını ‘ Suç işleme nasıl her zaman kendilerini ve sistemi korumak için devlet ya da kamu yetkilileri tarafından dikte edilen kurallarla yönelik oluyorsa, benzer biçim de mimari suç da yerel hale gelmiş çıkarlar ve bireysel duygu patlamaları yoluyla inşa edilmiş mekandaki değişmeyi harekete geçirir, ama bu kez küresel boyutta herhangi bir tasarım, yıkımdan başka hiçbir ahlaki amaç, bütünlüğü gerçekte dönüştürmeye ilişkin hiçbir niyet olmadan. Katıksız sabotaj, katıksız patlayıcı taşkınlık’ olarak tanımlıyor.

Kapitalist mimarlığın dönüşümü ancak bir direniş hareketi ile söz konusu olabilir. Güçlere ve denetime karşı koyma. Bunun için mimarın toplumla bir arada hareket edebilmesi gerekmektedir. Mimar işi gereği bir müşteri ile çalışmak durumundadır. Burada mimara düşen başlıca görev müşteriyi direnişe ikna etmektir.  Müşterinin istediği haklı olarak kapitalist düzenin getirdikleridir, müşteri sömürgenin hizmetinde çalışan bir işçi olduğunu ve fark etmeden bu düzene dahil  olduğunu fark etmelidir. Mimar bu fark ettiriş kısmında etkili rol oynar. Denetimin pençesinden sıyrılmak yaratıcı etki alanları doğuracaktır. Mimarın ve toplumun bunun bilincinde olması gerekmektedir. Tekil çabalarla bu girişim başarılı olamayacaktır. Bu durumda öncelikle mimarın ve toplumun fikirsel bağlamda örgütlenmesi gerekmektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: