DİL-ANLAM-DÜŞÜNCE

Dil ile düşünce arasındaki ilişkiyi düşünürken, anlam meselesi hakkında düşünmek, konuya berraklık getiriyor. Çünkü dil ile anlam ve anlam ile düşünce arasındaki ilişkileri kavrayabilmek daha kolay görünüyor. Bu ilişkiler bütününü bu şekilde sistematize ederek bu metinleri yorumlamaya çalışalım.

Anlam ile düşünce kuşkusuz birbirinden ayrı düşünülemez. Nesnelere, duygulara, soyut varlıklara verdiğimiz isimler, onları kategorize ediş ve etiketlendiriş biçimimiz, kültürden kültüre ve dilden dile değişse de anlamla birebir ilişkilidir. İçerik ile söylemin ilişkisi gibi anlam ile isimlerin de ilişkisi oldukça açıktır. Bir ‘şey’in anlamını, zihnimizde onu ‘çağırış’ biçimimizle algılayabilir ve anlayabiliriz. Bu çağırış biçimi, artık nesneye yapıştırılmış bir ek, üzerine iliştirilmiş bir sembol olmaktan çıkıp, anlamın kendisi olmaya başlar mı? Ona dil içinde atfettiğimiz semboller, anlamına bu derece etki eder mi? Heidegger What is called thinking adlı metninde bu noktalar üzerinde gezinerek bir dokuma oluşturuyor sanki. O noktadan alıp bu noktaya taşıyor ve kavramların arasını örerek bir doku oluşturuyor metninde. Bu dokumayı da dil ile ve dil sayesinde gerçekleştirebiliyor. Düşünmek ne demektir veya bizi düşünmeye çağıran şey nedir? Bunlar temelde aynı sorular olsa da farklı noktalara işaret eder, dolayısıyla her bir soruyla karşı karşıya gelen bir insanda farklı düşünce süreçlerini tetikler. O kişiyi birdenbire düşünmeye sevk eder. Aslında bu sevki sağlayan şey de dil değil midir bir bakıma? Kelimelere yüklediğimiz anlam, onu çağırış biçimimiz, sıradan olabilecek bir soruyu derinleştirmiş ve farklı bir boyut eklemiştir. Bir anlam daha katmıştır. Bu metindeki dil, anlam ve düşünce ilişkisi bu bakımdan son derece üretken ve heyecanlıdır. Sorunun kendisi bizi düşünmeye sevk eder. Burada müthiş bir matematik yatmaktadır. Bu matematik de dildir.

Yaşamla Yoğrulmuş Bilgi ve Görmek ve Yazmak adlı metinler salt bu konuya odaklanmasalar da dil ile düşünce arasındaki ilişkiye yönelik farklı ele alışlar içermekteler. Ahmet İnam’ın toprağa duyarlı felsefe ve türküyle felsefe ifadeleri, bir yandan dil ile kültür ile düşüncenin sıkı bağına işaret ederken bir yandan da dilin kendi kural ve sistemlerinin düşünce için bir kısıtlama olduğunu söyler ve bu dilden kurtulup türküyle müzikle anlam ferahlığına ulaşılabileceğini söyler. Dilin mimarlık ile ilişkisi bakımından da Görmek ve Yazmak metni bazı fikirler sunar. Mimarlık alanındaki düşünce üretim sürecinde neler oluyor? Hem düşünsel hem de biçimsel boyutu olan mimarlık, bu ara platformda nasıl düşünce süreçlerine dahil olur? Biçimlerle, şekillerle ve somut varlıklarla düşünme yöntemlerinin kullanımının yaygın olduğu mimarlık uygulaması ve hatta eğitimi, dil ile retorik ile nasıl bir süreç oluşturur? Dil olmaksızın biçim üretilebilir mi? Salt bir geometri bilgisi biçim üretimine yeter mi? Düşünceyle beslenmeyen form üretimlerinin içi ne kadar doludur? Bu bağlamda bir sözü olmayan bir tasarım, insanlarla iletişim kurabilir mi? Burada bir sözü olmak, tasarımın dili, tasarımın insanla ilişkisi bağlamında dil meselesi üzerinden bir tartışma yürütülebilir.

Reklamlar

One comment

  1. Geri bildirim: DİL-ANLAM-DÜŞÜNCE | canbasar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: