Heidegger’in Ontolojik Kaygısı Bağlamında Dil, Düşünme ve Anlam.

Okuduğumuz üç farklı metinlerde (“Dil olmadan Düşünülebilir mi?”, Christian de Portzamparc & Philippe Sollers;  “Düşünmek ne Demektir?”, Martin Heidegger;  “Felsefe”, Ahmet İnam.) her ne kadar birbirinden farklı metinler olsalar bile, aralarındaki bağlantıyı kurarsak söylememiz gereken tek şey ortak bir kaygıdan bahsedebiliriz.

Bu kaygı Hiedegger’in varlık felsefesinin oluşturan ontolojik bir kaygıdır aslında, bizi ‘’neden’’ sorusuna sürekli yönlendiren şeydir aynı zamanda.

Portzamparc’ın metninde görmek ve yazmak arasındaki ‘Sorunsalaştırma’ çabası, ayını Şekilde Ahmet İnam’ın Felsefe yazısında da ‘neden’ bizde felsefe olmuyor sorunu sorduran şey de aslında bu kaygıdır.

Heidegger’ın varoluşçu düşüncesine göre, insan bu dünyaya öylece bırakılmıştır. Ve insan, bu bırakılmışlık içinde tercihler ve seçimleriyle kendi yaşamını ileriye dogru kurar. İnsan kendi varlığını gerçekleştirmek üzere sürekli seçimler ve tercihler yapmak durumundadır. Bu tercihlerle insanın kendi varlığını oluşturuyor aslında bir yanda ve kaygı sorunu ’da bu süreçte başlıyor. Hiedeggere göre bu kaygı korkudan ayırmamız gerekiyor, çünkü bu kaygı yoklukla (Le Néant) biten bir hayatın oluşum sürecini olgunlaştıran bir süreci getiriyor beraberinde ve tam bu noktada insanı düşünmeye çağıran şeyin de bu sürecin sonunda ortaya çıktığını söylüyor.

Daha sonra Heidegger  ‘’ Düşünmek ne demektir?’’ demek üzerine duruyor, ‘’düşünme’’ ismini almış süreç hakkında ne tür bir fikir oluşturmalıyız demektir anlamına geliyor ona göre.

Fakat eğer soruyu, bizi düşünmeye sevkedenin anlamaya ne olduğunu sormak anlamıyla duyacak olursak, kendimizi birdenbire ‘’ çağırmak’’ fiilini bize yabancı gelen bir anlam içerisinde kabul etmeye zorlanmış buluruz.(1)

Yani En geniş anlamda ‘’çağırmak’’, harekete geçirmek, bir şeyi yola koymak demektir. İnsanın oluşumunu oluşturan ve sürekli kaygıyı insanın beşinde sürükleyen surecide oluşturuyor bir yandan.

Heidegger ‘in varlık ile dil arasında kurduğu özsel bağlantının üzerine durmaktadır. Geleneksel felsefede hep yapılageldiği üzere dil ile varlik arasında öncelik sonralik ilişkisi doğrultusunda anlaşılması gereken bir ayrılık olmadığını savunan Heidegger, en iyi anlamını “Dil varlığın evidir” tümcesinde bulan ve dile hak ettiği saygınliğı yeniden vermeyi amaçlayan bir felsefe anlayışı geliştirmiştir. Aynı şeyide Ahmet İnam’ın dil-felsefe ilişkisi kurarken şu sözlerinde de rastlamak mümkün

Felsefe her şeyden önce bir bakış biçimidir gerçekliğe, düşüncelere. Bir tavırdır. Bir yaşam biçimidir. Bir duyuş, algılayış, kavrayış, düşünme tarzı. Bu tavır anlaşılmadan öğrenmeye çalıştığımız felsefe tarihinin, felsefe yanıtlarının bir anlamı olmaz.(2)

Anlam ve dil ilişkisinde ise Heidegger anlamanın her zaman için birtakım ilişkilere değgin bir farkındalık gerektirdiğini savunuyor, insan varlıklarının daha en başta şeylerin varlığına yönelik kuram öncesi ya da varlik- bilgisi öncesi bir anlamaları olduğunu belirtmektedir.

————————————————————————————————–

1-“Düşünmek ne Demektir?”, Martin Heidegger;

2-“Felsefe”, Ahmet İnam.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: