düşünme ve dil

Bir düşüncenin, fikrin, kavramın, olayın, durumun veya herhangi bir şeyin başka birine aktarılması, yazılması ya da ona tepki gösterilmesi o şeyin yaşantısına dair bilgiler içerir. Dinleyenin ya da okuyanın anladığı ise bu bilginin yanında o yaşantıya tanık olan kişinin de üslubunu da içerir. Bu bir sorun değildir, sadece farkındalık gerektirir.

Düşünme her zaman dille olmasa da düşüncenin paylaşılması sonucu gelişmesi, sözcüklerin farklı anlamlarının açtığı yeni kapılarla sağlanır, fikirler ve akla gelen şekiller çoğalır. Bu çoğulluk, düşünme eylemini sürekli kılar. Bir yerden bir yere bulaştırır. Sürekli kullanım halinde bırakmasa da veya istenilen anlamda algılanmamış olsa da devamlılığı olur. Bu şekilde dil, izler bırakır. Bu izler, sözcükler olmak zorunda değildir. Paylaşım ve aktarım sırasında araya giren dil de görülen bir şey, hissedilen bir durum gibi düşüncemize dahil olur. O da bir nevi ‘görülür’. Holistik bakış açısıyla bakacak olursak dil de parçalardan biri olarak, algılanan şekle veya dile dahil olur ve bütünü oluşturmada yeri bir araçtan ötedir.

Algıyı yönlendirebilme olanağına sahip olan yazarların ve mimarların bu nedenle nelerin ne şekilde nasıl algılandığı konusunda daha derin bilgiye ve deneyime sahip olmaları gerekir. Çünkü bu aynı zamanda önemli bir güçtür, paylaşılmalıdır. Dilsel karışıklık yazarlar tarafından bir tür bilmece olarak sunulur. Sanal olarak gidip gelinen bir evren yaratımı yine her okuyucu tarafından farklı oluşur. Her okuyucunun kendi gerçekliğiyle ve hayalgücüyle karışır. Ancak bu yaratılan dünya da sadece düşünsel değildir çünkü beden ve beyin bir bütün olarak çalışır. Deneyimler farklı şekilde de gerçekleşse sonucunda aynı eksende buluşur. Mimari olarak bir mekanı algılamak da bedenden bağımsız olamaz. Beden de burada algılama aracı olsa da, dil gibi, sadece araç olarak kalmaz ve en önemli değişken ve etkenlerden biri olarak bütüne dahil olur. Her şeyin birbirine bağlı olması düşünceyi çoğaltır, seçenekleri artırır.

Algının çoğalması ve sürekli değişkenlerle seçeneklerin artması bir gerçek arayışına götürür. Oysaki gerçek her seferinde deneyimlerle ve çoğul algıyla yeniden şekillenir ve sabit bir gerçeklik güncel olarak yaratılamaz. Bizi yaşamda tutan şeyin her an her şekilde dillendirilmesi mümkün değildir. Dile gelemeyen şeylerin varlığı yadsınamaz derecede gerçektir. Birçok kişide bunların benzer olması ortak bir gerçeklik yaratabilir. Ancak bunların ‘gerçek’ olarak alınıp kullanılacağı bir referans yoktur. Bu da aslında insanın sadece tek açıdan veya tek araçla düşünmediğine işarettir. Sonsuz sayıda algılama ve yeniden canlandırma söz konusudur. Dilin çıkardığı farklı anlamlar düşünceyi açar, ilham verir. Gerçeklik saplantılı bir dünya kurma düşüncesi fazla kuralcılığından ve fazla tanımlı olmasından dolayı sıkıcıdır. Bu nedenle mimarlık da açık uçlar bırakmalı ve bütünsel bir ‘gerçekliği’ kullanmalıdır. Böylece düşünce, fikir, anlam, heyecan, düzen, düzensizlik, tanım, durum, yapı, kent, insan çoğalır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: