Dilde ve Mekanda Anlamlandırma

Yaşamak için çevremizi ve kendimizi, diğer bir deyişle içeriyi ve dışarıyı anlamlandırmaya çalışırız. Bunu bireyler olarak kendi hayatlarımız süresince, gruplar olarak topluluklarımız içerisindeki tartışmalarda ve kurumlar olarak bir sürü belirlenmiş ve ayrışmış bilim dalları kümelerinde tekrar tekrar kurgularız. Ahmet İnam’a göre evrenselliğe ancak yerellikten bir kapı açılabilir. Buradan yola çıkılırsa, anlamlandırma yolculuğunun anahtarı da öncelikle bireyin kendi koşullarında, kendi bağlamının farkında olarak yapacağı gözlemlerdir denebilir.

İçeride ve dışarıda gözlenen ‘şey’ lerin farklı şeyler olduklarını, öncelikle, ona bir ya da daha çok ad vermiş olan ‘dil’ söyler. Dilin, doğduktan sonra bireyin hayatına incecik sızmaya başlayan ilk bilgilerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Kişiler mekanlarını ya da çevrelerini anlamlandırmaya çalışırken, dilleri bu mekanların bilgilerini içinde barındıran denizlere benzetebiliriz; suyu her yerinde homojen ya da berrak olmayan bir denize. ‘Şey’ lerin isimleri, kavramlar ya da anlam da dile içkindir, ayrılamaz, neredeyse aynıdır denilebilir.

Anlamlandırma bir yolculuk olarak tabir edilebilirse de anlam bir sonuç olmak zorunda değildir. Anlam bir sözcük ya da isim de değildir, anlam ya da bilgi sürecin kendisidir. Felsefeci Ahmet İnam’a göre felsefe bir hayat biçimidir, bir yolculuk biçimidir. Felsefe nedir, ne değildir sorusun cevapları batı tarihindeki ünlü felsefecilerin kuramlarına yapılacak turistik yolculuklarla bulunamaz. Deneyim süreci bilginin kendisidir. Bilgi, düşünme eyleminden doğan sözcükler olarak da tanımlanabilir.

Heidegger’in metninde “Düşünmek ne demektir?” sorusunun anlamının ne olduğu üzerine bir sözcükler arası bir yolculuğa çıkılıyor. Sözcüklerin zaman ve mekandaki çok katmanlılığının bir örneği olan bu yazı, bir sözcüğün ve adlandırmanın da katı bir zeminde yer almadığını gösteriyor. Ayrıca düşünmenin ne olduğunu düşünmek durumunda bırakılan okuyucu, İnam’ın felsefe yorumunda da karşılaşmış olduğu üzere düşünmenin tanımını düşünme sürecinin kendisiyle yapmak durumunda bırakılıyor. Dilde yakın zaman ve geçmiş zaman katmanlarından bahseden Heidegger, yakın zaman katmanının, ya da bizim analojimizde denizin yüzeyinin, ortak anlayış için en uygun katman olduğunu savunuyor. İnam’ın metninde tarif edilen felsefeseciyi ise yakın geçmiş ve uzak geçmiş katmanlarının üst üste olduğu bir zamanlar arası patikada her adımını özümseyerek atmak durumunda buluyoruz.

Yazının içteki karşılığından ve bu karşılığın yine içeriden yorumlanarak bir yaşam biçimine, bir felsefeye dönüşme halinden bahsettikten sonra dilin dışarıdan tekrar algılanmasının nasıl yorumlanabileceğine dair ipuçlarını mimar de Portzamparc ve şair Sollers’in söyleşisinde görebiliyoruz. Resimsel bir ifade olarak dile, iki tarafın da çokça referans verdiği ünlü şair Rimbaud’un bir şiirinde rastlıyoruz. Şiirde harflerin renkleri olduğundan bahsediliyor. Sözcüklerin bir araya gelişi, yaptıkları tariflerin içeride bir resim oluşturmaya başlamasından bahsediliyor. Dilin anlamından bir desen doğuyor ve bu desen de Portzamparc tarafından mimariye dönüştürülüyor.

Dilin kullanımı büyümesi, eskimesi, değişmesi ya da korunması da tarihi kent katmanlarına yeni bir ürün eklemek isteyen mimarın uğraşısıyla karşılaştırılıyor. De Portzamparc’a göre dili konuşanlar ve onu yeniden üretenler gibi mimarlık da farklı şekillerde bazen kurallı bazense kuralsız yeniden üretildi. Kentleşme yatağından taşmadan önce izole dokular olarak, kentler büyüyüp tarih katmanları üst üste bindikçe dönüşüm – koruma gerilimleri altında var olma ve yeniden var olma şekillerine göre tekrar kurgulandı.

Mimarlar sözler söyledi ve kentli ya da filozof için dışarısı tekrar tariflendi. Yine de sözcüklerin kaygan zeminine nazaran mimari semboller, biçimler katı doğaları gereği daha kalıcı ve değişmeyen bir imaj edindiler. Bu imajlar da sözcüklerin anlamlarıyla aynı denizde dışarıyı temsil etmeye devam etmektedirler.

İnam’a göre sorgulayan yaşayış, yani felsefe, sağlıklı kalabilmek için kurgulanmış olabilir. Buradan yola çıkarak, içerisi ve dışarısının gerilimi içindeki ‘anlamlandırma’ eylemi, kişilerin kendileri için sağlıklı bir sezgi ve akılla örülü bir ten oluşturmalarını gerektirir ya da bunu kendisi getirir denilebilir.

17.02.12 Nazmiye Rasimoğlu

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: